• On 29 Ekim 2016

676 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Üniversite Rektöklerinin Belirlenmesi Usulü

3 Ekim 2016 tarih ve 676 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname 29 Ekim 2016 tarihli R.G.’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Anılan KHK ile 8.11.1981 tarih ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 13 üncü maddesinin (a) fıkrası değiştirilmiştir. Bu değişiklikle de devlet üniversitelerinin rektörlerinin belirlenmesi usulünde değişikliği gidilmiştir. 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesinin (a) fıkrası değiştirilmeden önce şöyleydi:

“Devlet üniversitelerinde rektör, profesör akademik unvanına sahip kişiler arasından görevdeki rektörün çağrısı ile toplanacak üniversite öğretim üyeleri tarafından seçilecek adaylar arasından Cumhurbaşkanınca atanır. Rektörün görev süresi 4 yıldır. Süresi sona erenler aynı yöntemle yeniden atanabilirler. Ancak iki dönemden fazla rektörlük yapılamaz. Rektör, üniversite veya yüksek teknoloji enstitüsü tüzel kişiliğini temsil eder. Rektör adayı seçimleri gizli oyla yapılır. Oy veren her öğretim üyesi oy pusulasına yalnız bir isim yazabilir. Birinci toplantıda öğretim üyelerinin en az yarısının hazır bulunması şarttır. Bu sağlanamadığı takdirde toplantı 48 saat ertelenir ve nisap aranmaksızın seçime geçilir. Bu toplantıda en çok oy alan altı kişi aday olarak seçilmiş sayılır. Yükseköğretim Genel Kurulunun bu adaylar arasından seçeceği üç kişi Cumhurbaşkanlığına sunulur. Cumhurbaşkanı, bunlar arasından birini seçer ve rektör olarak atar. Yeni kurulan üniversitelere rektör adayı olarak başvuran profesörler arasından Yükseköğretim Genel Kurulunun seçeceği üç aday Cumhurbaşkanlığına sunulur. Cumhurbaşkanı, bunlar arasından birini seçer ve rektör olarak atar. Vakıflarca kurulan üniversitelerde rektör adaylarının seçimi ve rektörün atanması ilgili mütevelli heyet tarafından yapılır.”

Fıkradan da anlaşılacağı üzere değiştirilmeden önce devlet üniversitelerinin rektörlerinin belirlenmesinde seçme-atama birlikteliğine dayanan karma bir model benimsenmişti. Buna göre, öğretim üyelerinin (Prof., Doç., Yrd. Doç.) katılımıyla yapılacak seçimlerde 6 adet rektör adayı belirlenmekte; bu 6 rektör adayı YÖK Genel Kurulu’nda yapılan oylama ile 3 adaya indirilmekteydi. Daha sonra bu 3 kişilik rektör adayı listesi Cumhurbaşkanlığı’na gönedirilmekte ve Cumhurbaşkanı 3 rektör adayından birisini seçip atamak suretiyle rektör belirleme işini tamamlamaktaydı.

Ancak 676 sayılı KHK’nin 85 inci maddesi ile 2547 sayılı Kanun’un 13 üncü maddesinin (a) fıkrasında yapılan değişiklikle devlet üniversitelerinin rektörlerinin belirlenmesi yöntemi tamamen farklılaşmıştır. Anılan değişiklikle ilgili fıkra şöyle düzenlenmiştir:

“Devlet üniversitelerinde rektör Yükseköğretim Kurulu tarafından önerilecek, profesör olarak en az üç yıl görev yapmış üç aday arasından Cumhurbaşkanınca atanır. Bir aylık sürede önerilenlerden birisinin atanmaması ve Yükseköğretim Kurulu tarafından, iki hafta içinde yeni adaylar gösterilmemesi halinde Cumhurbaşkanınca doğrudan atama yapılır. Rektörün görev süresi 4 yıldır. Süresi sona erenler aynı yöntemle yeniden atanabilirler. Ancak aynı Devlet üniversitesinde iki dönemden fazla rektörlük yapılamaz. Rektör, üniversite veya yüksek teknoloji enstitüsü tüzel kişiliğini temsil eder. Vakıflarca kurulan üniversitelerde rektör, mütevelli heyetinin Yükseköğretim Kuruluna teklifi ve Yükseköğretim Kurulunun olumlu görüşü üzerine Cumhurbaşkanı tarafından atanır.”

Fıkra metninden de anlaşılacağı üzere devlet üniversitelerinin rektörlerinin belirlenmesindeki seçim yöntemi kaldırılarak atama yöntemine geçilmiştir. Esasında seçim yönteminden tamamen vazgeçilmiş değildir. Bilindiği gibi değişiklikten önceki sistemde birisi ilgili üniversitenin öğretim üyelerinin iştirakıyla yapılan seçim; diğeri de, YÖK Genel Kurulu’nda yapılan seçim olmak üzere iki adet seçim bulunmaktaydı. Anılan kanun değişikliği ile bu seçimlerden ilkinin varlığına son verilerek YÖK’te yapılacak seçimle yetinilmiştir. Ancak 2547 sayılı Kanun’un 13 üncü maddesinin (a) fıkrasındaki, “Bir aylık sürede önerilenlerden birisinin atanmaması ve Yükseköğretim Kurulu tarafından, iki hafta içinde yeni adaylar gösterilmemesi halinde Cumhurbaşkanınca doğrudan atama yapılır.” ifadesinden de anlaşılacağı üzere değişiklikten önce de var olan ve değişiklikten sonra da varlığını koruyan YÖK’te yapılan seçim de yapılmayabilecektir. Böylelikle devlet üniversitelerinin belirlenmesinde tamamen atama yöntemi uygulanabilecektir.

Değişiklikle birlikte üniversite rektörlerinin belirlenmesi yöntemi bir kez daha tartışma konusu olmuştur. Esasında konuyla ilgili tartışmalar yeni olmayıp yaklaşık 30 yıldan bu yana tartışmalar sürmektedir. Ülkemizde hemen bütün Cumhurbaşkanlarının yaptığı rektör seçim ve atamaları kamuoyunda ilgi ile izlenmiş ve bütün Cumhurbaşkanlarının yaptığı tercihler eleştirilmiştir. Kimi zaman konuyla ilgili devlet krizinden bile söz edilebilir. Öyle ki, 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet SEZER’in (Görev Süresi: 16 Mayıs 2000 – 28 Ağustos 2007) 22 rektör adayından oluşan listeyi hiçbir işlem yapmadan YÖK’e iade ettiği bile olmuştur[1].

Cumhurbaşkanı’nın üniversite rektörlerini seçme ve atama yetkisi kamuoyunda daha çok demokrasi ilkeleri çerçevesinde yapılmakla birlikte, bu tartışmanın yerinde olmadığı bir önceki yazıda ifade edilmişti. (Bkz.: “Cumhurbaşkanının Üniversite Rektörlerini Seçme ve Atama Yetkisi ve İstanbul Üniversitesi Rektörlük Seçimleri Üzerine”, Webunya, 6 Nisan 2015, (Çevrimiçi) http://webunya.com/rektorluk-secimleri-uzerine,) Bundan dolayı bu konu, anılan yazıdan yapılan aşağıdaki alıntı ile bitirilecektir.

“… üniversite rektörlerinin seçilmesi ve atanması konusunu ideolojik eksende tartışmak yerine bilimsel verimlilik ve iyi yönetim-yönetişim (idarenin verimliliği-etkinliği vs.) bağlamında tartışmak daha isabetlidir. Gerçekten de üniversitelerin yürütmenin, iş dünyasının ve akademik personelin dengeli bir şekilde temsil edildiği bir kurul tarafından yönetilmesi idarenin verimliliği ve etkinliğini artıracaktır. Uzun ve yorucu akademik çalışmalar sonucu Profesör unvanı almış öğretim üyelerinin rektör olarak atanması ve bu kişilerin sabahtan akşama kadar protokol kabulleri-idari işler vs. ile uğraşmaları hem anılan kişilerin bilimsel olarak faydalı olmalarını engellemekte hem de özellikle idari tecrübesizlik durumlarında “iyi yönetim-yönetişim”i önlemektedir. Diğer taraftan üniversitelerde yapılan rektörlük seçimleri öğretim üyeleri arasında ideolojik kamplaşmalara neden olmakta; üniversiteleri siyasallaştırmaktadır. Bu durumun da, bilimsel verimliliği düşürdüğü herkesçe gözlemlenebilen bir olgudur. Sonuç olarak hem yüksek öğretim zarar görmekte hem de ülke gereksiz tartışmalarla zaman kaybetmektedir.”

[1]     NTV, “YÖK’te “Sezer” Depremi”, 18 Temmuz 2000, (Çevrimiçi) http://arsiv.ntv.com.tr/ news/18398.asp, 1 Ocak 2017.

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak İşaretlenmiş alanlar gereklidir

%d blogcu bunu beğendi: