• On 6 Nisan 2015

Cumhurbaşkanının Üniversite Rektörlerini Seçme ve Atama Yetkisi ve İstanbul Üniversitesi Rektörlük Seçimleri Üzerine

Cumhurbaşkanının üniversite rektörlerini seçme ve atama yetkisi ülkemizde zaman zaman tartışma konusu olabilmektedir. Özellikle Cumhurbaşkanının, üniversitelerde yapılan rektörlük seçimlerinde en fazla oyu alamayan rektör adaylarını seçmesi ve ataması durumlarında tartışmalar alevlenmektedir. Son olarak 2 Nisan 2015 tarihinde Cumhurbaşkanı Sn. Recep Tayyip ERDOĞAN’ın İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü’ne, üniversitede yapılan seçimlerde 1202 oy alan Prof. Dr. Mehmet Raşit TÜKEL yerine 908 oy alan Prof. Dr. Mahmut AK’ı ataması, Cumhurbaşkanının sert eleştirilerin odağı olmasına neden olmuştur. Bu konudaki tartışmalar daha çok demokratik ilkeler bağlamında yapılmaktadır. Ne var ki, anılan konunun Cumhurbaşkanının en fazla oyu alan rektör adayını seçip atamamasının demokrasiye aykırı olduğu savı bağlamında yapılmasının fazla derinlikli olmayan bir tutum olduğu değerlendirilmektedir. Bu yazıda anılan tartışmaların hangi yönde yapılması gerektiğine ilişkin önerilerde bulunulmaya çalışılacaktır.

Öncelikle İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü’ne Sn. Prof. Dr. Mahmut AK’ın atanma süreci şöyle özetlenebilir:

İstanbul Üniversitesi Rektör Adayı Belirleme Seçimi, 12 Mart 2015 tarihinde anılan üniversitenin Fen Fakültesi Ord. Prof. Dr. Cemil Bilsel Konferans Salonu’nda 8.30-17.00 saatleri arasında gerçekleştirildi. Anılan seçimde 3002 öğretim üyesinden 2595’sı oy kullanırken, 407 öğretim üyesi oy kullanmadı. Oy kullanabilecek öğretim üyelerinin %85,8’i oy kullandı. 2595 oydan 2537 oy geçerli, 58 oy geçersiz sayıldı. 15 adayın yarıştığı seçimde Prof. Dr. Mehmet Raşit TÜKEL 1202 oy alarak seçimi birinci sırada tamamladı. Prof. Dr. Mahmut AK 908 oy ile ikinci, Prof. Dr. Harun CANSIZ 382 oy ile üçüncü, Prof. Dr. Faruk ERZENGİN 18 oy ile dördüncü, Prof. Dr. Recep SEYMEN 17 oy ile beşinci oldu. Altıncı rektör adayı için bir oy alan adaylar arasında kura seçimi yapıldı. Kura seçimi sonrasında Prof. Dr. Muhittin KAPLAN altıncı aday olarak sıralamaya girdi. Anılan seçim sonucunda Prof. Dr. Mahmut AK, Prof. Dr. Harun CANSIZ, Prof. Dr. Faruk ERZENGİN, Prof. Dr. Recep SEYMEN ve Prof. Dr. Mehmet Raşit TÜKEL rektör adayı olarak belirlenmiş oldu. Oy sayımından sonra Prof. Dr. Ergün TUĞROL, Prof. Dr. Naci Tolga SARUÇ, Prof. Dr. Seçkin ÖZMEN, Prof. Dr. Halim KAZAN, Prof. Dr. Hüseyin SARIOĞLU, Prof. Dr. Mert SAVRUN, Prof. Dr. Muhittin KAPLAN, Prof. Dr. Ceyhan KANDEMİR, Prof. Dr. Özgün ENVER ve Prof. Dr. Emine İNANIR’ın birer oy aldıkları anlaşıldı.

İstanbul Üniversitesi Rektör Adayı Belirleme Seçimi sonuçları, 16 Mart 2015 tarihinde Yüksek Öğretim Kurulu’na (YÖK) gönderildi. 17-18 Mart 2015 tarihlerinde Rektör Adaylarını İnceleme Komisyonu çalışmalarını tamamlayarak, 19 Mart 2015 tarihli YÖK Genel Kurulu toplantısının ardından üçe indirilen adaylar, 20 Mart 2015 tarihinde Cumhurbaşkanlığı’na sunulmuştur[1]. Cumhurbaşkanı da 2 Nisan 2015 tarihinde İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü’ne, Prof. Dr. Mahmut AK’ı atamıştır[2].

Üniversite rektörlerinin seçilme ve atanma usulü hem Anayasada hem de 2547 sayılı Kanun’da düzenlenmiştir. Buna göre, “Üniversite rektörlerini seçmek” Cumhurbaşkanının yürütmeyle ilgili görev ve yetkilerinden birisidir (Any. md. 104). “Kanunun belirlediği usul ve esaslara göre; rektörler Cumhurbaşkanınca, dekanlar ise Yükseköğretim Kurulunca seçilir ve atanır.” (Any. md. 130) “Devlet üniversitelerinde rektör, profesör akademik unvanına sahip kişiler arasından görevdeki rektörün çağrısı ile toplanacak üniversite öğretim üyeleri tarafından seçilecek adaylar arasından Cumhurbaşkanınca atanır. Rektörün görev süresi 4 yıldır. Süresi sona erenler aynı yöntemle yeniden atanabilirler. Ancak iki dönemden fazla rektörlük yapılamaz. Rektör, üniversite veya yüksek teknoloji enstitüsü tüzel kişiliğini temsil eder. Rektör adayı seçimleri gizli oyla yapılır. Oy veren her öğretim üyesi oy pusulasına yalnız bir isim yazabilir. Birinci toplantıda öğretim üyelerinin en az yarısının hazır bulunması şarttır. Bu sağlanamadığı takdirde toplantı 48 saat ertelenir ve nisap aranmaksızın seçime geçilir. Bu toplantıda en çok oy alan altı kişi aday olarak seçilmiş sayılır. Yükseköğretim Genel Kurulunun bu adaylar arasından seçeceği üç kişi Cumhurbaşkanlığına sunulur. Cumhurbaşkanı, bunlar arasından birini seçer ve rektör olarak atar. Yeni kurulan üniversitelere rektör adayı olarak başvuran profesörler arasından Yükseköğretim Genel Kurulunun seçeceği üç aday Cumhurbaşkanlığına sunulur. Cumhurbaşkanı, bunlar arasından birini seçer ve rektör olarak atar. Vakıflarca kurulan üniversitelerde rektör adaylarının seçimi ve rektörün atanması ilgili mütevelli heyet tarafından yapılır.” (4 Kasım 1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu md. 13)

Yukarıda verilen mevzuattan da anlaşılacağı gibi, Cumhurbaşkanının “en fazla oyu alan rektör adayını” rektör olarak seçme ve atama zorunluluğu bulunmamaktadır. Kaldı ki, bu konuda Cumhurbaşkanını eleştirenlerin iddialarında dile getirdikleri “en fazla oyu alan rektör adayı” kavramı da sorunludur. Hangi seçimdeki “en fazla oyu alan rektör adayı” rektör olarak seçilip atanmalıdır? Üniversitelerde yapılan rektör adayı belirleme seçiminde en fazla oy alan rektör adayı mı? Yoksa YÖK’te yapılan seçimde en fazla oyu alan rektör adayı mıdır? Somut olayda İstanbul Üniversitesi’nde yapılan rektör adayı belirleme seçiminde en fazla oyu Prof. Dr. Mehmet Raşit TÜKEL almışken; Yükseköğretim Genel Kurulu’nun 2015 yılının 4. Toplantısında yaptığı seçimlerde en fazla oyu Prof. Dr. Mahmut AK almıştır. Dolayısıyla esasında Cumhurbaşkanının İstanbul Üniversitesi Rektörlüğüne en fazla oyu alan rektör adayını atadığı da rahatlıkla söylenebilir. Söylenemeyeceğini iddia etmek, yukarıda bahsedilen iki seçimden öncekine itibar edilmesi anlamına gelir ki, bunun böyle olması gerektiğine ilişkin mevzuatta bir düzenleme de bulunmamaktadır. Dolayısıyla somut olayda Cumhurbaşkanının demokratik ilkelere aykırı olarak en fazla oyu alan rektör adayını rektör olarak atamayıp 2. Sıradaki adayı rektör olarak seçip atadığı yönündeki eleştiriler nesnel olmayıp tamamen özneldir ve kişilerin kendi özel-kişisel görüş, heves ve isteklerini yansıtmaktadır. Genel olarak devlet yönetiminde özelde somut olayda sözü edilen rektör atanması konusunda “kişilerin özel-kişisel görüş, heves ve isteklerinin” esas alınamayacağı da en temel ilkelerden birisidir.

Diğer taraftan anılan rektör ataması işlemi Cumhurbaşkanının tek başına yaptığı işlemlerden olup herhangi bir yargısal denetime de tabi değildir. Ayrıca Cumhurbaşkanının rektör seçme ve atama işleminin karşı imza kuralına tabi olması gerektiğine ilişkin görüşler olmakla birlikte bu tartışmalar akademik nitelikte olup somut olayla da doğrudan ilgisi bulunmamaktadır. Bu konuda Prof. Dr. Kemal GÖZLER şöyle demektedir: “Acaba, Yükseköğretim Kurulu üyelerini ve başkanının ve üniversite rektörlerini Cumhurbaşkanı tek başına mı yoksa karşı-imza kuralına uyarak mı atayabilir? Kanımızca aşağıda ayrıca açıklayacağımız gibi, Cumhurbaşkanı Yükseköğretim Kurulu üyeleri ile Başkanını ve rektörleri tek başına atayamaz. Bu atama işlemi için ilgili bakanın ve Başbakanın karşı imzası gerekir. Zira, gerek Yükseköğretim Kurulu, gerek tek tek üniversiteler, bir danışma kurulu değildir. Merkezî idareden ayrı bir tüzel kişiliğe sahip, hizmet bakımından bir adem-i merkeziyet kuruluşlarıdırlar. Dolayısıyla, Yükseköğretim Kurulunun ve üniversitelerin icraî karar alma yetkisi vardır. İcraî karar alma yetkisine sahip bir kurumun üyelerinin ve başkanının, yürütmenin sorumsuz kanadı olan Cumhurbaşkanının tarafından tek başına atanabileceğini söylemek parlâmenter sistemin mantığına aykırıdır. Bu sistemde sorumluluk kimde ise yetki de ondadır. Keza, Cumhurbaşkanının bu atamaları tek başına yapabilmesi hukuk devleti ilkesine de aykırıdır. Zira, Cumhurbaşkanının tek başına yaptığı işlemlere karşı yargı yolu kapalıdır. İcraî makamlara yapılan atamaların yargı denetimi dışında kalması hukuk devleti açısından sakıncalıdır. Uygulamada Yükseköğretim Kuruluna üye ve başkan seçimi ve keza rektör atama kararları Cumhurbaşkanı tarafından tek başına yapılmaktadır.[3]

Öncelikle üniversite rektörlerinin seçilmesi ve atanması konusunu ideolojik eksende tartışmak yerine bilimsel verimlilik ve iyi yönetim-yönetişim (idarenin verimliliği-etkinliği vs.) bağlamında tartışmak daha isabetlidir. Gerçekten de üniversitelerin yürütmenin, iş dünyasının ve akademik personelin dengeli bir şekilde temsil edildiği bir kurul tarafından yönetilmesi idarenin verimliliği ve etkinliğini artıracaktır. Uzun ve yorucu akademik çalışmalar sonucu Profesör unvanı almış öğretim üyelerinin rektör olarak atanması ve bu kişilerin sabahtan akşama kadar protokol kabulleri-idari işler vs. ile uğraşmaları hem anılan kişilerin bilimsel olarak faydalı olmalarını engellemekte hem de özellikle idari tecrübesizlik durumlarında “iyi yönetim-yönetişim”i önlemektedir. Diğer taraftan üniversitelerde yapılan rektörlük seçimleri öğretim üyeleri arasında ideolojik kamplaşmalara neden olmakta; üniversiteleri siyasallaştırmaktadır. Bu durumun da, bilimsel verimliliği düşürdüğü herkesçe gözlemlenebilen bir olgudur. Sonuç olarak hem yüksek öğretim zarar görmekte hem de ülke gereksiz tartışmalarla zaman kaybetmektedir.

 

Diğer taraftan Cumhurbaşkanına üniversite rektörlerini seçme ve atama yetkisinin verilmesi de, onun tarafsızlığı ve sorumsuzluğu nitelikleriyle bağdaşmamaktadır. Yeni anayasa çalışmaları bağlamında anılan yetkinin Cumhurbaşkanına verilmemesi konusu ciddi olarak tartışılmalı ve düşünülmelidir. Hem yürütmenin başı hem de devlet başkanı olan Cumhurbaşkanının ilgilenmesi gereken çok daha önemli devlet meseleleri dururken, bu tür ikincil yetki ve görevlerle meşgul edilmesi yerinde değildir. Esasında Cumhurbaşkanına böyle bir yetki verilmesi 1980 darbecilerinin vesayet rejimlerini üniversiteler üzerinde sağlama ve sürdürme isteklerinin bir yansımasıdır. Darbeyi yapanlar devletin bütün kurumlarının üzerinde olduğu gibi üniversiteler üzerinde de vesayetlerini uzun yıllar sürdürebilmek için Cumhurbaşkanına anılan yönde bir yetki verilmesini sağlamışlardır. Bu durumun demokrasiyle bağdaşmadığı da açıktır.

Ülkemizde üniversite rektörlerinin seçilmesi ve atanması sisteminin tartışılmasının ideolojik eksende yapılmasının hiçbir faydası olmaması bir yana, böyle bir tutumun bu konudaki bilimsel verimlilik ve iyi yönetim-yönetişim (idarenin verimliliği-etkinliği vs.) bağlamında yapılan tartışmaları da gölgelediği çok açıktır. Kendi dünya görüşüne sahip rektör adaylarının rektör olarak atanması mücadelesi yerine, bilimsel özgürlük ve verimlilik bağlamında önerilerde bulunmak ve bu yönde mücadele etmek daha yerinde olacaktır. Aslında demokratik ilkelere aykırı olan husus, yukarıda bahsedilen seçimlerde birinci olanın değil de ikinci ya da üçüncü olmuş adayın rektör olarak seçilip atanması değil, üniversitelerin sadece “bir kişi” tarafından yönetilmesi hususudur.

Kendi dünya görüşünün siyasetteki temsil oranının düşük olması nedeniyle yeni anayasa çalışmalarını önleyici ve engelleyici tutum sergilemek yerine, darbe ürünü anayasanın yürürlükten kaldırılarak yeni ve demokratik bir anayasa yapılması çalışmalarına yapıca katkı sunmak hem daha yerinde hem de daha ahlaklı bir tutum olacaktır.

[1]     Yükseköğretim Kurulu, “Açıklama”, 20 Mart 2015, (Çevrimiçi) http://www.yok.gov.tr/ documents/10279/14083102/2015_yili_4_yuksekogretim_genel_%20kuruluna_iliskin_aciklama_20_03_2015.pdf/0689d02d-f97e-48a8-b409-1018b5 550099, 6 Nisan 2015.

[2]     Cumhurbaşkanlığı, “Duyuru”, 2 Nisan 2015, (Çevrimiçi) https://www.tccb.gov.tr/ basin-aciklamalari/252/92824/rektor-atamalari.html, 6 Nisan 2015.

[3]     Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku Sitesi, “Cumhurbaşkanı”, (Çevrimiçi) http://www. anayasa.gen.tr/cumhurbaskani.htm, 6 Nisan 2015.

http://www.webunya.com/rektorluk-secimleri-uzerine

%d blogcu bunu beğendi: